29 Şubat 2012 Çarşamba

emotions... frogs...

sınıfımın bütün duvarlarında bir etkinlik olunca bunlar da dolabımı süsledi :)



26 Şubat 2012 Pazar

butterflies with napkins

önce parmak boyalarla peçeleri boyadık sonra da ortadan büzüştürüp kelebek yaptık :)

20 Şubat 2012 Pazartesi

bu da bizim aslancığımız...

Creative Connections for Kids'te aslancığı gördükten sonra öğrencilerime yaptırmaya karar verdim. Tabiki birazda bizim yaratıcılığımızla ortaya biraz farklı bir şeyler çıktı.

The Lion – Fierce for Fine Motor


Bu güzel faaliyete bu adresten de ulaşabilirsiniz :)
(This activity can be found on this site)

18 Şubat 2012 Cumartesi

Pepee aslında Türk, ama kimse bilmiyor...


Bu yaz çocuklar ekranı çok sevdi. Televizyonun kumandası onların elinde olunca ebeveynlerin de renkli kutuyu sevmekten başka bir şansları yoktu. Ancak ne bileyim, sanki biraz daha yeşildi bu yazın ekranı...

Çünkü zeytin gözlü, çizgi ağızlı şapkalı bir minik sonsuz yeşilliklerde koşuyor, oynuyor, halay çekiyordu çocuklarla beraber. Reyting raporlarında rekorlara imza atan bu minik, aslında bir çizgi film karakteriydi ama fazla gerçekti. Türk’tü, afacandı, sevimliydi, biraz kekemeydi, ismini de Anadolu’da kekeme anlamına gelen Pepeme’den alıyordu.

Dikkat çekici özelliklerini saymakla bitiremem ama şarkıları bile dillerde marşa dönünce “kimdir, kimin nesidir?” diye merak ettim. Küçük bir araştırma sonucunda Pepee’nin annesiyle tanışma fırsatım oldu. Gerçi biz onunla gazetedeki köşelerinden, motosiklet üzerinde geçen hayatından, dizilerde oynadığı karakterlerden, son olarak da müzik adamı Kıraç ile yaptığı evlilikten tanışıktık.

Ayşe Şule Bilgiç, ya da şimdi çocukların taktığı sıfatıyla ‘Şuşu’ bize merakla okuyacağımız ve her anı gülümseten bir doğum hikayesi anlattı. Onun yeniden doğumu, Pepee’nin ise dünyaya geliş hikayesiydi bu. En az benim kadar lezzet alacağınızdan eminim anlattıklarını dinlerken, okurken. İçindeki çocuğu hiç öldürmeyen, içimizdeki çocuğu yok etmemize hiç izin vermeyecek olan Şuşu, bakın insana nasıl da yaşama sevinci veriyor...

Yazan:Gazeteci Yazar Mesut Yar


Mert Manav

Bu sene Zambak Yayınları Okul Öncesi Hücreleme Yöntemine Göre Eğitim Seti'ni kullanıyorum. 28 kitaptan oluşuyor. Her hafta bir kitap işleniyor. Kitapların son sayfasında da genellikle aileler ile yapılacak etkinlikler var. İşte bu etkinliklerden biri... Çok güzel... 

Balon Civciv :)

geçen seneki etkinliklerimden biriydi bu civciv. çocuklarımın (öğrencilerim oluyorlar kendileri) deyimiyle  balon civciv :) şişirdiğimiz balonların üzerine grafon kağıtlarını parça parça yapıştırarak tüy görünümü verdik. ama malesef ömrü çok uzun sürmedi. bir gün okula gittiğimizde sınıfın bir köşesinde sadece bacaklarını bulabildik. çocuklarım çok üzülmüştü. tekrar yapmak için çok ısrar ettiler ama kabul etmedim. bir daha üzülmelerini istemedim :(


16 Şubat 2012 Perşembe

" masal sorunu "

CAN DÜNDAR'ın masallarla ilgili bir yazısını paylaşmak istiyorum.

Ben Babamın Beşiğini Sallarken...
Ebeveynlere özgü bir sorundan sözetmek istiyorum. Ben de çocuk sahibi olduğumdan beridir farkettim ki, ortada çok ciddi bir "Masal sorunu" var.
Size şaka gibi gelebilir; ama değil.
Malumunuz, çocukların çoğu, dünyayla iletişimini masallar aracılığıyla kuruyor. Masal kişileriyle özdeşleşip, maceralar yaşıyor ve o arada da sorun çözmeyi, ilişki kurmayı, iyiyi kötüden ayırmayı öğreniyor; insanları ve kendini tanıyor.
Üstelik masalların zaman ve mekan sınırı yok. Kuşaklar ve sınırlar ötesi bir çocuk imparatorluğu adeta... Uluslararası bir iletişim aracı... Dilden dile, devirden devire sıçrayan bir enternasyonal hayal alemi...
Ben, masalların gerçeküstülüğüne her zaman hayranlık duymuşumdur. "Develerin tellal, pirelerin berber olduğu" ve babamın beşiğini sallayabildiğim bir "zamanda yolculuk"a daima şapka çıkarmışımdır.
"Öyleyse sorun ne" diyeceksiniz...
İşin "sorun" olan yanı şu ki; konu bu kadar önemli olmasına rağmen, bir yandan da "güvenilir" masal bulmak son derece zor.
Geçenlerde Deniz Gökçe Yeni Yüzyıl'da, o güzelim Alis Harikalar Diyarında masalının gerçek hikayesini yazdı. Meğer kitabın yazarı aslında 19. yüzyılda yaşamış bir İngiliz matematikçisiymiş. Küçük kızlara ilgi duyan bir sapıkmış. Çalıştığı üniversitenin dekanının küçük kızına tutulmuş ve onu üniversitenin gölünde sandal gezilerine çıkararak hikayeler anlatmaya başlamış. İşte Alis'in Harikalar Diyarındaki masalları bu hikayelerden çıkmış.
İşin sonu daha da korkunç: Alis, yaşı ilerleyip genç kız olunca, bizim profesörün sapıklığının farkına varmış ve intihar etmiş.
Şimdi çocuklarımıza ballandırarak anlattığımız masal, işte böyle bir tarihçeye dayanıyormuş.

 

Gelin de endişelenmeyin...
Biraz daha araştırınca anladım ki, sadece Alis değil, bizim Pamuk Prenses, Uyuyan Güzel, Külkedisi, Çizmeli Kedi, yani tanıdığımız masal kahramanlarının çoğu 17. yüzyılda Fransa'da halk arasında anlatılan yarı-pornografik öykülerden çıkıp gelmişler. Zamanla sansürlenerek, günün koşullarına uydurulmuşlar. Örneğin, orijinal masalda Uyuyan Prenses'i yüzyıllık uykusundan yakışıklı bir prens değil, evli bir adam, üstelik de tecavüz ederek uyandırıyormuş. Prenses de bu ilişkiden hamile kalıyormuş.
Bunu duyunca, aklıma, yıllar önce okuduğum bir "Kırmızı Şapkalı Kız" yorumu geldi.
"O da mı" diyeceksiniz... Ne sandınız?.. Kırmızı'nın insanın içindeki cinsel eğilim ve dürtüleri simgelediğini artık çocuklar bile biliyor.
Masalın ruhbilimsel çözümüne girişirseniz, anlıyorsunuz ki, aslında kırmızı şapkalı kızımız henüz ergenlik çağı sorunlarıyla boğuşan bir "yeni-yetme"dir. Annesi (yani kızın süper-ego'su) Kırmızı Şapkalı Kız'ın içgüdülerini bastırmak için, onu yola çıkmadan sıkı sıkı tembihler. "Sağa sola bakıp, oyalanmamasını" söyler. Ama, "orman", (yani bilinç altının gizemli derinlikleri) birbirinden çekici günahlarla doludur. Meraklı küçük kızımız neşe içinde ormana dalınca, kurt (yani bilinçaltı) devreye girer: "Acelen ne küçük kız? Bak orman ne kadar güzel. Biraz dolaşmak istemez misin?" der. (Bütün erkekler lafa böyle girmezler mi?)...
İşte Freud'un ünlü "haz ilkesi" orada devreye girer. Ergenlik dürtülerinin etkisi altındaki kızımız, kendini kurda kaptırır.
Sonrası malum... Kurt anneannenin adresini alır. Onu yutar ve yaşlı kadının giysilerine bürünerek bizim kırmızı şapkalıyı "yatağına alır". Neyse ki son anda avcı (işte baba yetişti) çıkagelir. Kızını kurtarır. (Bilinçaltının vahşi güdüleri yenik düşer). Kurt'un karnını yarar (eski zaman sezeryanı), anneanneyi çıkarır, sonra da kurdun karnına taşlar doldurarak onu (yani kızın bilinçaltını) sonsuza kadar prangaya vurur. Böylece Kırmızı Şapkalı Kız'ımız da yoldan çıkmanın bedellerini, kurtların nasıl kılık değiştirmiş canavarlar olduklarını öğrenmiş olur. Bir daha da asla ormandan (içinden) gelen sese kulak vermez...

12 Şubat 2012 Pazar

Sevgi ölçülebilir mi?

Yatma vakti gelen Küçük Tavşan, Büyük Tavşan’ın koca kulaklarını kendine çekerek, (iyice duysun diye) kulakların içine doğru sorar: “Bil bakalım, seni ne kadar seviyorum?” Büyük Tavşan konuya temkinli yaklaşır ve bunu bilmesinin zor olduğunu söyler. Haklı tabii. Sevgi ölçülebilen bir şey midir? Sonra Küçük Tavşan Büyük Tavşan’ı ne kadar sevdiğini göstermeye başlar. Önce kollarını iki yana açar. Büyük Tavşan ona yanıt olarak daha uzun olan kendi kollarını açar. “Vayyy…amma da çok!” diye düşünür Küçük Tavşan. Küçük Tavşan bu sefer kollarını ta yukarı kaldırır. Büyük Tavşan daha yükseğe uzanarak karşılık verir. Küçük tavşan amuda kalkıp ayak parmaklarını erişebildiği yere kadar uzatır. Büyük Tavşan’ın yine bir karşılığı vardır. Küçük Tavşan başlar zıplayabildiği kadar zıplamaya. “Seni zıplayabildiğim en yüksek yere kadar seviyorum,” der. Büyük Tavşan ağacın dallarına kadar zıplar. Küçük Tavşan Büyük’e bir kez daha hayranlık duyar; ama pes etmez. Büyük Tavşan’ı bulundukları yerden nehre kadar sevdiğini söyler; Büyük Tavşan Küçük’ü nehir boyunca ve tepelerin ardına kadara sevdiğini… Uyku vakti iyice geçen Küçük Tavşan’ın düşünecek hali kalmamıştır. Gözlerini ovalayarak gökyüzüne bakar. Hiçbir şeyin gökyüzü kadar uzak olmayacağını fark edince, Büyük Tavşan’ı ay dedeye kadar sevdiğini belirtir. Büyük Tavşan “Oooo… bu çok uzak… çok çok uzak!” der. Sonra kollarında uyuyakalan Küçük Tavşan’ı yatağına yatırıp, öper ve usulca fısıldar: “Ben seni buradan ay dedeye, ay dededen de buraya kadar SEVİYORUM!”

“Bil Bakalım Seni Ne Kadar Seviyorum”u İrlandalı yazar Sam McBratney’in yazmış. 1995’te basılan kitap, o tarihten itibaren aralarında ALA (Amerikan Kütüphaneler Birliği) ödülünün de olduğu birçok ödüle değer görülmüş; 37 dilde yayımlanmış ve dünya çapında on beş milyondan fazla satmış. Bu gerçekten azımsanamayacak bir miktar. Kitabın özgün yayınevinin sitesinde deniyor ki, her 21,6 saniyede “Bil Bakalım…” dizisinde bir kitap satılıyormuş. Dizi diyorum; çünkü bu sevimli tavşanların yer aldığı ve farklı yaş gruplarına göre versiyonları hazırlanmış başka kitaplar da var.

 
Aslı Tohumcu bu kitaba dair yazısında şöyle demiş:

Çocuğunuza onu ne kadar sevdiğinizi anlatmanıza yardımcı olması, sevgiyi göstermenin çok çeşitli yolları olduğunu (ve bunun yapmanın eğlenceli olduğunu), duygularını çekincesiz ifade edebileceğini göstermesi açısından da önemli bir öykü. Kim bilir, belki duygularını göstermek konusunda beceriksiz anne babalara da ilaç gibi gelebilir.”

Bil Bakalım Seni Ne Kadar Seviyorum?
Özgün Adı: Guess How Much I Love You
Yazan: Sam Mc Bratney
Resimleyen: Anita Jeram
Çeviren: Özlem Çolakoğlu
Yaş grubu: 2+
Tudem Yayınları, 2006

6 Şubat 2012 Pazartesi

Sosyal Sorumluluk Projelerimiz

Sosyal Sorumluluk Projeleriyle çocuklara duyarlı olmayı, yardımlaşmayı, paylaşmayı öğrenmelerinde yardımcı oluyoruz.
Bir Çocukta Siz Sevindirin : köylerde oyuncağa ihtiyacı olan anasnıfları için oyuncak toplama kampanyamız
Her Kapak Bir Umut : Engelliler için plastik kapak toplama kampanyamız

5 Şubat 2012 Pazar

. . . ANAOKULUM . . .

yeni görev yerim
(2010-...)

CİHANBEYLİ  ATATÜRK  ANAOKULU

http://www.cihanbeyliataturkanaokulu.meb.k12.tr/

2010:Kartaneleri Sınıfı
2010-2011: Sihirli Eller Sınıfı
2011-2012: Küçük Adımlar Sınıfı

. . . ilk sınıfım . . .

Sene 2007 :)
ilk görev yerim, ilk sınıfım, ilk heyecanlar... tabiki karşımda bomboş bir sınıf görünce biraz da hayal kırıklığı... çok çalıştık, çok yorulduk... ama karşılığını da aldım. kasabada kapıkapı dolaşıp topladığım 10 kişilik öğrenciyle çalışmaya başladığım ilk sınıfım 3 sene sonra kendi istekleriyle kayıt olmaya gelen 28 öğrenciyle doluptaşmıştı.

ilk seneden görüntüler...








Bunlarda ilk sınıfımdaki son senemden...
(sonunda öğrenci dolaplarını yaptırabildiğim için mutlu ayrıldım sınıftan)



Almanya'da Okul Öncesi Eğitim-3

MATEYALLER
Okullarda bulunan materyaller daha çok eğitici oyuncaklardan oluşmaktadır.
Ağırlıklı olarak ahşap materyaller kullanılmaktadır.
Kullanılan boya kalemleri, fırçalar çocukların parmaklarıyla kavrayabileceği boyuttadır.